Kız çocuklar evrene başka bir kapı aralıyor: Şanlıurfa

Haber: Halil Bağış

Merhaba, sizlere bu Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar/Girls Can STEM projesi aracılığıyla bir süredir astronomi derslerinde edindiğim izlenimlerimden bahsetmek istiyorum. Bu yazının konusu: "Gökbilimle tanışan kız çocuklar".

Yakın zaman önce üniversiteden mezun olduktan sonra Şanlıurfa'ya dönme kararı aldım. Bir süre önce de Şanlıurfa STEM ve Bilim Merkezi'nde çocuklara astronomi dersleri vermeye başladım. Çocukluğumu Şanlıurfa'da geçirmiş olsam da kendimi tanımlayabildiğim, çevreme farkındalıkla bakabildiğim ve bu farklılıklara saygı duymayı öğrendiğim dönemlerimin çoğu İstanbul'da geçti. İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'ne henüz başlamıştım ki astronomi topluluğunun etkinliklerinde yer almaya başladım. Uzatmadan bir şeyi belirteyim ki, geride kalan bu 6 yıllık süreçte gökbilimin çocukların dünyasında sınırları olmayan bir ufuk açtığını ve bu pencereden bakmaya hevesli sayısız kız çocuğu olduğunu gördüm. Bu toplulukta aldığım ilk görev Bayrampaşa Belediyesi'nin 23 Nisan etkinliklerinde oldu. Güneş Sistemi Atölyesi'nde bir modelin tasarımı ve bu sistemin işleyişi üzerine paylaşımda bulundum. İlk defa bir astronomi öğrencisi olarak başka birilerine bir şeyler anlatıyordum ve orada tanıştığım bir kız çocuk, (tahminen 9 ya da 10 yaşlarında) 5 gün boyunca her gün atölyeye gelip uzunca sohbetler ederek her bir gezegeni dakikalarca anlatmıştı. Sonraki yıllarda organize ettiğimiz veya benim doğrudan görev aldığım bütün etkinlikler, ders verdiğim yerler koşullar gereği İstanbul ve çevresinde oldu.

Son çalıştığım yer olan Şanlıurfa STEM ve Bilim Merkezi benim için farklı bir anlam ifade ediyor bu yönüyle. Yıllar önce astronomiye dair bir şeyler aradığım, araştırdığım ancak zaman zaman umutsuzluğa düştüğüm için şikayetçi olduğum bu şehirde şimdi başka çocuklar aynı şikayetlerde bulunmasınlar diye dersler veriyorum. Bu aşamada benim için en büyük merak konusu ve bir yandan motivasyon kaynağı derslere gelecek çocukların profilleri idi. Astronomiye nasıl yaklaşacaklar acaba diye düşünüyordum hep. Dersime gelecek olan çocuklara ilk olarak olabildiğince geniş ve özgür bir sınıf ortamı sunmayı hedefledim. Kız çocuklar için motive olacakları bir derslik alanı yaratmaya gayret ederken, bir yandan da taleplerini oğlan çocukların gerisinde kalmayacakları bir sınıf ortamında dile getirmeleri için onları güçlendiren, yapabilirliklerini teşvik eden bir iletişim kurmaya çalıştım. Üzerine konuştuğumuz konular yıldızlar, galaksiler, başka gezegenler ve oralarda yaşam fikri olunca, bu hiç de zor olmadı. Onlardan gelen geri dönüşler ise benim için ciddi bir motivasyon ve moral kaynağı oldu, olmaya devam ediyor.

Çok fazla anı anımsıyorum yukarıdakileri daha somut kılan. Bunlardan birisi yakın zamanda ara tatil nedeniyle merkeze gelip, astronomi eğitimi alan çocuklarla olanlar. İki hafta boyunca devam edecek olan derslerimiz birinci, ikinci ve dördüncü sınıf dönemindeki çocuklarla yapıldı. İlk iki gruptaki çocuklar geldiklerinde biraz çekingendi ve bu çekingen grubun büyük çoğunlukla kız çocuklar olduğunu görüyorduk. Yaramazlık yapmanın, bir şeyleri didiklemenin ya da merak etmenin kendilerine daha az yakıştığını düşünüyorlardı belki de... Her çocuğun eşit olduğu bir sınıf ortamında devam etsek bile yaşları ilerledikçe gözüme çarpan, beni düşündüren ve rahatsız eden şey biyolojik cinsiyetlerle gelen eşitsizlik algısı oluyor. Bu algının kırılması adına dersliklere gelen kız çocukları ayrı bir özenle gözlemliyorum. Çekingen olan kız çocuklar zamanla ders öncesinde ve molalarda bana okullarından bahsetmeye başladı. Çocuklar artık arkadaşları ile oynuyor, sosyalleşiyor ve hatta espriler yapıyordu. Bunun son günlerde tanıştıkları astronomi dersi ile yakından bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü astronomi alışık olmadığımız koşulların ve sınırlar içindeki sınırsızlıkların bilimiydi.

Haftanın son günü, ilk gün kalem istemeye çekinen o kız çocuklardan birisi herkesin içinde bir anda bana sarıldı. Sevgisini bu denli doğal haliyle gösterme gücünü nereden alıyordu? Bu dönüşüm çok hoşuma gitmişti! Tanıştığı gökbilim onu nasıl etkilemişti? Aynı hafta birlikte ders yaptığımız dördüncü sınıf öğrencileri de umutla dolmamı sağladı. Sonradan kendilerini Ülker Yıldız Kümesi'ne (7 kız kardeş olarak bilinen yıldız grubu) benzettiğimiz 7 öğrenci derse kayıt yapmıştı. Giriş kısmını 10 dakika kadar planladığım ders sorularla uzadı gitti. "Peki hocam Güneş’in yaşını nasıl tespit edebiliyoruz?", "Işık hızı ile Samanyolu Galaksisi'ni ne kadar sürede kat ederiz", "Yıldızlar ölüyor dediniz, neden onlar canlı mı?" ve "Bunu nasıl belirliyoruz?" gibi sorular. Her ne kadar bir yönüyle konu üzerinde kontrol sağlanamasa da en sevdiğim ders işleme biçimlerinden birisi bu. Öğrencilerin yüzünde daha önce hiç görmedikleri bir şeyi görmüşçesine garip bir ifade ve bitmeyen sorular havuzu. Olabildiğince meraklı 7 parlak kız çocuk gördüm o derste ve bir insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden birisi bu! Son zamanlarda böyle gelişmelere ihtiyaç duyan birisi olarak paylaşmak istedim. Bir zamanlar ilköğretim dördüncü sınıf öğrencisiyken fen bilgisi kitabında gördüğüm basit, küçük bir Satürn gezegeni ile tüm bu ilgim başlamıştı. Bu ilgim astronomi okumaya, evreni araştırmaya kadar devam etti. Beni o küçük Satürn fotoğrafından bugüne taşıyan şey annemin ve çevremin düşlerime olan hoşgörülü yaklaşımı oldu. Onlara saygı duyduğumuzda bu çocukların ve daha haberdar olmadığımız sayısız kız çocuğun neler yapabileceğini düşünün! Kız çocuklara her birimiz saygı duyduğumuzda, onları güçlendirdiğimizde ve teşvik ettiğimizde büyük bir değişimin kapısını ardına kadar aralayacağız, aralayacaklar.

İllüstrasyon: Camille Chew