Bilim ve Teknolojide Kadın Tarihi:
Benim STEM Hikayem: Rosalind Franklin

Rosalind Franklin 25 Temmuz 1920’de bankacı bir ailenin çocuğu olarak Londra’da doğdu. Franklin 16 yaşındayken kadınların daha çok yönlendirildiği botanik veya biyoloji gibi dersler yerine fizik, kimya ve matematik okumayı tercih etti. Kız öğrencilere fizik ve kimya öğreten sayılı okullardan biri olan St. Paul Kız Okulu'ndan başarıyla mezun oldu. Franklin, 1938’de Cambridge Üniversitesi'ne bağlı sadece kadınların öğrenim gördüğü Newnham Kolej’de kimya okudu.

Mezun olduktan sonra Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda araştırma bursu kazandı. Bir süre burada çalıştıktan sonra İngiliz Kömür Kullanım Araştırma Birliği'nden (British Coal Utilization Research Association) iş teklifi alınca bursunu bıraktı ve işe başladı. Burada doktora tezi olarak da çalıştığı kömürün delikli yapısı üzerine araştımalar yaptı. 1945’te Cambridge Üniversitesi'nden doktorasını aldı. Daha sonra Jacques Mering ile birlikte Paris’te Merkez Kimya Laboratuvarı’nda (Laboratoire Central des Services Chimiques de l'Etat) x-ışını kristolografi yöntemi üzerinde çalıştı.

Bu yöntem, kristal içindeki atomların dizilişinin belirlenmesini sağlar. Kristale gönderilen x ışınlarının dalgaboyları kristal içindeki atomların arasındaki uzaklığa yakın olduğundan x-ışını bu atomların dizilişine göre değişik açılarda farklı şiddetlerde kırınıma uğrar. Böylelikle kristaller içindeki elektron yoğunluğunun resmi çıkartılarak kristaldeki atomların konumları, boyutları, kimyasal bağları gibi kristalin yapısal özellikleri saptanabilir. [Tuz, metal, mineral gibi birçok organik ve inorganik madde kristal yapıda olduğundan birçok bilimsel alanda kristolografi kullanılmıştır. Bu yöntem halen yeni maddelerin ve benzer özellikler gösteren maddelerin atomik yapısının bulunmasında kullanılmaktadır.]

Bir bilim kadını DNA'nın peşinden koşuyor

Franklin, Mart 1953’te Birckbeck College’da ünlü kristalograf(minerallerin şekillerini ve yapılarını inceler) J. D. Bernal ile çalışmak için King’s College isimli okuldan ayrıldı. Burada Franklin kendi araştırma grubunu kurarak tütün mozaik virüsü ve RNA’nın yapısı üzerine eğildi. Birçok bilimsel makalesi çeşitli dergilerde, gazetelerde yayınlandı. 1956 yılında yumurtalık kanseri olduğunu öğrendi. Buna rağmen çalışmalarına devam etti, çalışmaları için birçok teşvik ve destek aldı ve polyo virüsü hakkında makaleleri yayınlandı. 1958’de Londra'da aramızdan ayrıldı.

Rosalind Franklin’in ölümünden 4 yıl sonra Watson, Crick ve Wilkins isimli bilim insanları DNA’nın yapısını çözdükleri için 1962’te Fizyoloji ve Tıp Nobel ödülü alırlar. Wilkins ise DNA kırınım çalışmalarını başlattığı için Nobel ödülüne dahil edilir. Nobel konuşmalarında Watson ve Crick, Rosalind Franklin’den bahsetmezken, Wilkins Franklin ve Gosling’e teşekkür eder. Franklin ölmüş olmasaydı, Wilkins yerine Nobel ödülüne dahil edilebileceği düşünülse de Franklin’in ismi hep ikinci planda bırakıldı. DNA’nın ikili sarmal yapısı hakkında Rosalind’in katkılarının görmezden gelinmesi halen tartışılmaktadır.

Tartışmaların en önemli kaynağı ise "İkili Sarmal" isimli kitabında Rosalind Franklin’i anlatan James D. Watson. Watson’ın eksik tasvirleri üzerine ilk cevap 1968’te, Franklin’in Birkbeck’teki meslektaşı Aaron Klug’dan geldi. Klug ayrıca daha sonra Franklin’in 17 Mart 1953 tarihli ikili sarmal makalesinin taslağını bulup 1974’te yayınladı. Daha sonra 1975’te Franklin’in yakın arkadaşı Anne Sayre tarafından Rosalind Franklin ve DNA, Brenda Maddox tarafından ise 2002’de DNA’nın Karanlık Leydisi isimli iki Rosalind Franklin biyografisi yayınlandı. Kapsamlı bir biyografi çalışması ortaya koyan Maddox, 33 yaşındaki Franklin’in 1953 Şubat’ında tuttuğu notlarda DNA’nın iki zincirli yapısına, fosfat gruplarının DNA molekülünün dış kısmında bulunduğuna ve DNA’nın iki formda bulunduğuna değindiğini belirtiyor. Watson ve Crick’in, Franklin’in yayınlanmamış deney sonuçlarına düzgün yollarla ulaşmadıklarına dikkat çeken Maddox, Watson’ın kitabında açıkça Franklin’in verilerini kendilerine doğrudan vermediğini ve dolayısıyla bu verilerin ellerinde olduğundan King’s College’ın haberinin olmadığını yazmasının altını çiziyor. Yine Watson’ın kitabında Rosalind Franklin’den en yakınlarının dahi hitap etmediği şekilde ‘Rosy’ olarak bahsetmesi ve huysuz bir kadın olarak resmetmesi, Franklin’in yakın arkadaşı Anne Sayre tarafından eleştirilmiştir.

2011'de Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşma yapmak için gelen James Watson, yine Rosalind Franklin’i ters ve soğuk bir insan olarak nitelendirdikten sonra “Franklin çalışmalarından dolayı yeterince ödüllendirildi mi” sorusuna “başarısızlık için ödüllendirilmezsiniz” şeklinde bir cevap verdi. Brenda Maddox’a göre ise, DNA’nın Karanlık Leydisi’nin verileri tam olarak Watson tarafından çalınmış olmasa da, Wilkins’in fotoğrafı Franklin’den habersiz gösterdiği ve çalışmaları dolayısıyla gerektiği şekilde ödüllendirilmediği muhakkak. Maddox yaptığı araştırmalar sonucunda Watson’ın tasvirlerinin aksine Franklin’in hayat dolu, enerjik, kapalı kapılar arkasında oturmayı sevmeyen, kararlı, tutkulu ve tam bir bilim aşığı olduğunu ortaya koyuyor. Unutmadan, kız çocuklar her zaman ışık hızında hareket eder; hayallerinizden ve çalışmalarınızdan asla şüphe etmeyin! Çünkü, siz güçlüsünüz.