Bilim ve Teknolojide Kadın Tarihi:
Benim STEM Hikayem: Gertrude Belle Elion

Ben Gertrude Belle Elion. Soğuk bir ocak ayı gecesinde Amerika'da New York’da doğdum. Çocukluğumun ilk yedi yılını yine Amerika'da bulunan Manhattan’da babamın dişçi ofisine bağlı büyük bir apartmanda geçirdim. Erkek kardeşim ben doğduktan altı yıl sonra dünyaya geldi ve onun doğumundan kısa bir süre sonra New York’da bulunan Bronx’a taşındık. Bronx’ta çocukların oyun oynayabilecekleri birçok açık alan ve sürekli gittiğim Bronx Hayvanat Bahçesi’ni de içeren geniş parklar vardı. Ben ve erkek kardeşimin orada mutlu bir çocukluğu oldu. İkimizde evimize yürüme mesafesinde olan bir devlet okuluna gittik. Sınıfımız genellikle kalabalıktı fakat temelde iyi bir eğitim aldık.


Bilgiye açlığı doyumsuz olan bir çocuktum ve hemen hemen her dersimden eşit derecede zevk aldığımı hatırlıyorum. Lise sona geldiğimde uzmanlaşmak istediğim alanı seçerken çok karasızdım. Ben 15 yaşındayken kanserden dolayı aramızdan ayrılan büyük babam alanımı seçerken karar vermemde en büyük faktörlerden biri olabilirdi. Bu hastalığın tedavisinde iyi sonuçlar verecek bir şeyler yapmak için motive olmuştum. Hunter Üniversitesi’ne 1933 yıllında girdiğimde ana dal olarak bilimde ve özellikle kimyada karar kılmıştım.


Okul günlerimin çok zorlayıcı olduğunu ve öğrenciler arasında iyi bir arkadaşlık olduğunu hatırlıyorum. Okulum bir kız öğrenci okuluydu ve sanırım öğretmenlerimizin çoğu gerçekten kariyerlerimize devam edip, edemeyeceğimiz konusunda emin değildi. Aslında okulumdan birçok kız çocuk sonrasında öğretmenlik yaptı; bazıları da bilimsel araştırmacı oldu.


Benim dönemimde çalışabileceğimiz alanlar çok azdı ve laboratuvarlarda var olan pozisyonlarda kadınlar için uygun değildi. Nedense bazı alanları erkeklerin daha iyi yapabileceğine inanıyorlardı. Komikti. Bu sıralarda New York Hemşirelik Okulu Hastanesi’nde hemşirelere biyokimya öğretmek üzere üç aylık bir iş buldum. Maalesef üniversitenin üçlü eğitim sistemine sahip olması nedeniyle aynı işi dokuz ay sonra tekrar bulamayacaktım. Tesadüfen laboratuvar asistanı arayan bir kimyacıyla tanıştım. O sırada bana herhangi bir maaş ödeyemese de deneyimin faydalı olacağına karar verdim. Bir buçuk yıl orada kaldım ve nihayet haftada 20$ kazanıyordum. O zamana kadar paramı biriktirerek aileme destek oldum ve 1939 sonbaharında New York Üniversitesi’ne girdim. Sınıfımdaki tek kadın bendim ama kimse bunu önemsiyor gibi değildi.

"Hastalara fayda sağladığımızda anlıyorduk"


Mezun olduktan sonra bütün istenilen dersleri bitirmiştim ve şimdi yüksek lisans için araştırmaya başlamam gerekiyordu. Bu süreçte öğretmenlik yaptım ve New York City’de bir ortaokulda kimya fizik ve genel bilim vekil öğretmenliği yaptım; yaklaşık iki yıl boyunca. Bu süre içinde gece gündüz ve hafta sonları New York Üniversitesi’nde araştırmalarım üzerinde çalıştım ve 1941 yıllında Fen Fakültesi Kimya Bölümü'nden derecemi aldım. Takip eden yıllarda İkinci Dünya Savaşı yaşanıyordu. Bu sebeple laboratuvar bulmakta sıkıntı yaşıyordum. Neyse ki büyük bir gıda fabrikasında analitik (sayısal veriler üzerinden düşünme pratiği) kalite kontrol elemanı olarak çalıştım. Bir buçuk yıl enstrümantasyon (aletle çalışma) hakkında edindiğim bilgilerin ardından tatminsizdim; çünkü iş çok tekrarlayıcıydı ve artık hiçbir şey öğrenemiyordum. Bir araştırma işi için istihdam bürolarına başvurdum ve New Jersey’deki Johnson ve Johnson’da bir laboratuvara çalışmak üzere seçildim. Ne yazık ki laboratuvar altı ayın sonunda dağıldı. O zamanlar araştırma laboratuvarlarından bazı pozisyonlar için teklif almıştım. Bir organik kimyager olduğumdan kısa sürede mikrobiyolojinin içine girdim ve sentezlediğim bileşiklerin biyolojik faaliyetlerinde çokça yer aldım. Sadece kimyacı olarak kalmaya zorlanmış gibi hiçbir zaman hissetmedim ve ufkumu biyokimya, farmakoloji, immünoloji ve en sonunda virüs bilimi ile genişlettim.


Bu sıralarda doktora derecemi almaya heveslendim ve Brooklyn Politeknik Enstitüsü’nde gece okuluna başladım. Birkaç yıl boyunca devam eden yolculuktan sonra yarı zamanlı olarak doktora programıma devam edemeyeceğim ancak işimi bırakıp tam zamanlı okula gitmem gerektiği bildirildi. O zaman hayatımın kritik kararını verdim; işimde kaldım ve doktoramdan asla vazgeçmedim. Yıllar sonra, George Washington Üniversitesi, Brown Üniversitesi ve Michigan Üniversitesi’nden üç onursal doktora derecemi aldığımda belki de bu kararın nihayetinde doğru olduğuna karar verdim.

 
Bu iş en başından beri çok büyüleyiciydi. Nükleik asit biyosentezi ya da onunla ilgili enzimler hakkında çok az bilinen şeyler için yeni sınırlar keşfediyorduk. Fteridinin (B grubundan bir vitamin)  birkaç sapması hariç ve bazı başka yoğunlaştırılmış pirimidin (nükleik asitlerin yerine gelmesi için köprü görevi gören bir baz) sistemlerine bakmaksızın, çalışmamın geriye kalan kısmı neredeyse tamamen pürinlere (gen oluşumundan, idrar oluşumuna kadar pek çok alanda var olan organik bir bağ) yoğunlaşmış bir şekilde devam ediyordu ve pürinler hakkında çalışmak için erkenden görevlendirilmiştim. Her bir dizi çalışma bize yardımcı olacak küçük biyokimyasal bilgilerle, mikrobiyolojik sonuçların ne anlama geldiğini sürekli olarak araştırmaya çalıştığımız gizemli bir hikaye gibiydi. Daha sonra 1950lerin ortalarında Greenines, Buchanan, Kornberg ve diğerlerinin yaptığı pürinlerin biyosentezi ve kullanım yollarını aydınlatan çalışmalar ortaya çıktı ve bulgularımızın çoğu yerine oturmaya başladı. Çabalarımızın sonuçlarını gerçek tıbbi ihtiyaçları karşılayan ve hastalara görünür şekilde bir çok fayda sağlayan yeni ilaçları görmeye başladığımızda görüyorduk.

"Öğretmenliğe hep devam ettim"


Yıllar geçtikçe işim hem mesleğim, hem de hobim oldu. İşimden o kadar çok keyif aldım ki hiçbir zaman dışarı çıkıp rahatlama ihtiyacı hissetmedim. Buna rağmen hevesli bir fotoğrafçı ve gezgin oldum. Seyahat sevgimin temelleri muhtemelen ailemin nadiren tatile gittiği çocukluğumun ilk yıllardan kaynaklanmakta. Bu nedenle dünyanın geri kalanı ile ilgili merakım, seyahat etmeye başlayana kadar tatmin olmamıştı. Adeta bütün dünyayı iyice gezdim. Ancak hala benim için keşfedilecek pek çok yer var. Bir diğer büyük ilgim müzik. Opera dinlemeyi çok seviyorum ve 40 yıldan beri Metropolitan Opera’ya aboneyim. Ayrıca konserlerden, bale ve tiyatrodan çok hoşlanıyorum. Bu gibi faaliyetler bana çok ilham veriyor. Örneğin çalışırken müzik dinlemeye bayılıyorum.


Mesleki kariyerimde sık sık terfi aldım ve 1967’de Deney Terapisi Bölümü Başkanlığı görevine seçildim ve 1983’te emekliye ayrılıncaya kadar burada çalıştım. Bu bölüm bazen bazı meslektaşlarım tarafından “mini enstitü” olarak adlandırıldı; çünkü kimya, enzimoloji, farmakoloji, immünoloji ve virolojinin bölümlerini içeriyordu ve bir doku kültürü oluşturmuştu. Burası çalışmalarımızı koordine etmeyi ve yeni ilaçların geliştirilmesi için son derece yararlı olacak şekilde işbirliği yapmayı mümkün kıldı.


1960’dan pek çok ulusal kanser danışma kurulunun üyesi olarak görev yaparken, Ulusal Kanser Enstitüsü ile birçok görevle ilişkili oldum. Buna ek olarak Amerika Kanser Derneği, Amerika Lösemi Derneği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün Tropikal Hastalık Araştırma Bölümü için çalışmalar yürüttüm. Sıtma Kemoterapi Yönlendirme Komitesi Başkanı olarak görev yapan bir dizi komite için danışmanlık hizmeti verdim. Amerikan Kimya Topluluğu'na, Kraliyet Kimyacılar Birliği'ne, Transplantasyon Derneği'ne, Biyoloji Kimyagerleri Derneği'ne, Amerikan Farmakoloji ve Deneysel Terapötikler Derneği'ne, Kanser Araştırmaları için Amerikan Derneği'ne, Hematoloji Amerikan Topluluğu ve Avrupa Kanser Araştırmaları Derneği'ne üyeyim. Bunun yanı sıra Amerikan İlaç Bilimcileri Derneği ve New York Bilim Akademisi üyesiyim. Burroughs Wellcome’dan Bölüm Başkanı olarak resmi emekliliğimden sonra orada Onursal Bilim İnsanı ve Danışman olarak kaldım. Müzakereler, seminerler ve araştırmalarla ilgili kişilerle tanışma işlerinde aktif rol almaya çalıştım. Duke Üniversitesi’nde Tıp ve Farmakoloji Araştırma Profesörü oldum ve her yıl tümör biyokimyası ve farmakoloji alanlarında araştırma yapmak isteyen bir tane üçüncü sınıf tıp öğrencisi ile çalıştım. Bu çok teşvik edici bir deneyimdi ve gelecek vadeden bir deneyim haline geldi. Öğretmenliğime buralardan ayrılsam bile öğrencilere danışmanlık yaparak hep devam ettim.