Bilim ve Teknolojide Kadın Tarihi:
Benim STEM Hikayem: Dian Fossey ve 

gorilleri

Dian Fossey 1932’de San Fransisco ‘da dünyaya geldi. Ünlü bilim insanı eğitimine önce veteriner olarak başladı fakat sonra San Jose State College’da mesleki terapi programına geçiş yaptı. 1966'nın Aralık ayında gorilleri doğal habitatında görmek için Afrika’ya gitti. Afrika ve dağ gorillerine adeta aşık olan Fossey, Karisoke Araştırma Merkezi ve Cornell Üniversitesi’ndeki yılları sonrasında davranış bilimi ve primatoloji alanlarında uzmanlaştı. Amerika'da bulunan San Jose State Üniversitesi’nden lisans ve Cambridge Üniversitesi’nden 1974 yılında doktora diploması aldı. Dian Fossey dağ gorilleri ile ilgili çok önemli araştırmalara imza atmış, 18 yıl boyunca bu konular üzerine çalışmalar yapmış ve yıllarca Ruanda’nın dağ ormanlarında onları gözlemlemiştir. 26 Aralık 1985’te aramızdan ayrılan Dian Fossey'i Ruanda halkı “Dağda yalnız yaşayan kadın” anlamına gelen “Nyiramachabelli” adıyla çağırırdı. Onun öncülüğünde Afrika’daki goril popülâsyonu arttı ve Afrika gorillerinin kaçak avlanmasının kontrolü sağlandı. Ayrıca Dian Fossey‘nin başlattığı çalışmalar, Dian Fossey Gorilla Fund International adı altındaki bir yardım fonu aracılığıyla devam ettirilmekte.

Dian Fossey ve gorillere daha yakından bakıyoruz

Ruanda sakinlerinden bazılarına göre o davetsiz misafirden başka bir şey değildi. Ama “davetsiz misafir” Fossey’nin çabaları sayesinde dağ gorillerinin soylarının tükenmesi engellendi. Ve bu büyük maymunlar günümüzde yeni tehlikelerle karşı karşıya. 


 İki dağ gorili, şafak vaktinin hemen ardından, kuzeybatı Ruanda’daki Volkanlar Ulusal Parkı’nın sınırını belirleyen insan boyu yüksekliğindeki taş duvarı zarif bir sallanma hareketiyle aşıyor. Yeni kesilmiş otların üzerine yumuşak iniş yapan gümüş sırtlar, önce ellerini de kullanarak, sonra iki ayak üzerinde dikilerek ekili tarlalara doğru tepeden aşağı inişe geçiyor. Okaliptüslere yanaşan yetişkin erkekler, kesici dişleriyle ağaç kabuklarında izler bırakıyor. Ve ardından, araştırmacıların Titus adını verdiği grubun dişileri ve yavru gorilleriyle birlikte cılız bambu ağaçlarına doğru ilerliyorlar. 

Aynı sabahın ilerleyen saatleri… Dian Fossey Uluslararası Goril Vakfı goril programı müdürü Veronica Vecellio, Virunga Dağları’nın sık ormanlarla kaplı sisli yamaçlarının yükseklerinde bir ağaç gövdesine oturmuş, Urwibutso adıyla anılan gümüş sırtı izliyor. Duvardan sıklıkla geçen Urwibutso, devedikeni yapraklarını özenle yuvarlayıp ağzına götürüyor. Goril kendisine döndüğü anda deklanşöre basıyor, sonra da hayvanın burnundaki yarayı görmek için fotoğrafı büyütüyor. 

“Bu sabah Titus grubundan bir başka gümüş sırtla dövüştü,” diye fısıldıyor dikkatle. (Gümüş sırtlar adlarını, erginliğe ulaşan erkek gorillerin sırtlarını kaplayan beyaz tüylerden alıyor.) 

Titus grubunun park duvarını 10 yıldır aştığını söylüyor Vecellio. Her yıl biraz daha uzağa gidiyorlar. Ve bu iyi bir şey değil. Goriller köylülerin ektiği patates ve fasulyeleri –henüz– yemiyor. Ama çok değerli bir kaynak olan ağaçları öldürüyor ve insanlarla çiftlik hayvanlarının patojen dolu dışkılarıyla yakın temasa giriyorlar. Türler arasında hastalık bulaşma olasılığı yüksek olduğu gibi, gorillerin ölümcül bir salgını zararsız atlatma şansları da çok düşük. İşte bu nedenle, Titus grubu yaklaşık 10 bin nüfuslu Bisate köyünün çamur ve bambu çubuklarıyla inşa edilmiş evlerine gereğinden fazla yaklaşırsa, park bekçileri ellerindeki bambu sopaları hafifçe sallayarak onları yokuş yukarı kovalıyor. 

Yaban hayvanlarının araştırılması konusunda deneyimi olmayan Amerikalı Dian Fossey, antropolog Louis Leakey’nin cesaretlendirmesi ve National Geographic Society’nin mali desteğiyle, 1960’ların sonlarında dağ gorillerini incelemek için Afrika’ya gelmişti. Bu büyük maymunların Virunga Dağları’ndaki nüfusu 1973’te 275’in altındaydı. Ama sıkı korumacılık önlemleri sayesinde –düzenli gözlemleme, yasadışı avcılığı engellemeye yönelik yoğun çaba ve acil veteriner müdahalesi– sayıları günümüzde 480 civarına yükseldi.

Fossey, gorilleri ve doğal ortamlarını bu kadar şiddetle korumamış olsaydı, Karisimbi Dağı’nın yüksek yamaçlarında dinlenen bu maymunlar büyük olasılıkla bugün burada olmayacaklardı. Ama Fossey’nin kullandığı yöntemler, yerel halkın düşmanlığını kazanmasına yol açtı.

Goril sayısındaki artış genetik çeşitlilik açısından bir nimet: Soy içi üremenin, yarık damak, perdeli el ve ayak parmakları gibi yan etkileri yıllardır araştırmacılar tarafından belgeleniyor. Ancak nüfus artışının olumsuz bir yanı da var. “Grup boyutları büyüdü,” diyor Vecellio. 2006’da 65’e çıkan Pablo grubunun nüfusu, günümüzde 25 civarında ama buna rağmen Virunga Dağları’nın Uganda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti sınırları içinde kalan kesimlerinde yaşayan ortalama goril gruplarından yaklaşık üç kat daha büyük. Vecellio, “Bazı bölgelerde grup yoğunluğu da arttı,” diye ekliyor.

Gorillerin yaralanma olasılığını artıran ya da rakip erkeğin genlerini ortadan kaldırmak amacıyla yavru katliamına yol açan gruplar arası kavgalar, 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında bugün altı kat daha sık görülüyor. “Stres düzeyinin yükselişine de tanık oluyoruz,” diyor Vecellio. Büyük olasılıkla stres kaynaklı hastalıklara maruz kalma durumunda da artış var. Dağ gorillerinin dolaştığı alanlar sınırsız olsaydı, bu sorunlar böylesine vahim düzeye ulaşmazdı. Ama Volkanlar Ulusal Parkı sadece 160 kilometrekare ve tarlalarıyla otlaklarını genişletme peşinde koşan insan denizi park sınırlarını giderek zorluyor. Köylüler düzenli olarak park kurallarını deliyor; yakacak odun kesmek, avlanmak, bal toplamak ve kurak mevsimde su sağlamak amacıyla taş duvarı aşıyorlar. 

Bu sabah yaptıkları okaliptüs ve bambu taarruzu, Titus grubunun orman dışında rahat olduğunu gösteriyor. Ama gorillerin insanlardan kendilerine geçebilecek hastalıklara karşı bağışıklıkları çok düşük ve insanlara karşı kaygısız tutumları onları korunmasız kılıyor. 

Bu tür dinamikler park ziyaretçilerinin büyük oranda dikkatini çekmiyor. Oysa Ruanda dağ gorillerini inceleyen araştırmacılar, çok özel bir dönemi belgelediklerinin farkındalar. Sadece kritik tehlike altında bulunan bir türün nüfusunun artışı değil bu, aynı zamanda sosyal davranışları belirlediği varsayılan kuralların da olasılıkla yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Fossey, iki dağ arasında kendi inşa ettiği, ücra konumda ve rutubet içindeki kulübede on yılı aşkın bir süre tek başına yaşadı. Yıkanmak için su kaynattı, konserveyle beslendi ve lamba ışığında okuyup yazdı.

Havanın 10 derecenin biraz üzerinde seyrettiği bulutlu bir sabah Bisake’den yola çıkıyorum. Fossey’nin 1967’de Karisimbi ve Visoke Dağları’nı birleştiren yüksek bir sırtta kurduğu araştırma kampına, baldıra kadar çamur ve insan boyu ısırgan otları arasından yürüyerek ulaşmak iki saatimi alıyor. Fossey’nin Karisoke adını verdiği kamp iki çadırla başlamış ve ardından, yosun kaplı 25 metrelik koza ağaçlarıyla çevrili bir alanda inşa edilen ondan fazla kulübe ve müştemilatla büyütülmüştü. Bugün de, aynen Fossey’nin döneminde olduğu gibi, eğreltiotu, sarmaşık ve çimen bolluğu nemli havayı yeşile boyarken, açıklığın hemen yanından bir dere akıyor. Yavru bir gorilin cesedi ortadan kaybolduğunda, Fossey bu dere boyunda saatlerce iki büklüm halde yetişkin goril dışkılarını incelemiş ve kanibalizme dair kanıtlar aramış ama bir şey bulamamıştı. 

Fossey’nin 1985’te kimliği belirsiz bir kişi tarafından yatağında öldürülmesinden sonra –cinayet hâlâ gizemini koruyor– araştırmacılar Karisoke’deki çalışmalarını sürdürdü. 1994’teki Ruanda soykırımı sırasında kapatılan kamp, ormandan geçen ayaklanmacılar tarafından yağma edildi. O dönemden bu yana büyüyen Karisoke Araştırma Merkezi, günümüzde Musanze yakınlarındaki modern bir ofis binasında faaliyet gösteriyor. Fossey’nin kamp alanında kalan yegâne insan izi, temel taşları ve soba borusu. 

Tırmanmayı gerektirmesine, iliklere işleyen yağmura ve sıfırın altına düşen sıcaklıklara rağmen, her yıl 500 kişi Fossey’nin anısını canlandırmak için Karisoke’ye yürüyor. Ve birçok kişi onu, 1988’de filmi de yapılan Sisteki Goriller adlı kitabından tanıyor. Ziyaretim sırasında alanda benden başka pek kimse yok. Kampı dolaşıp, Fossey’nin buradaki yaşamını hayal etmeye çalıştığım sırada, bekçiler 25 gorilin mezarlarına dikilmiş ahşap tabelalardaki yosunları temizliyor. Bu pastoral mezarlığın hemen ötesindeki Fossey’nin mezarının başında bronz bir plaket var. 

Uzun boylu, sözünü sakınmayan Fossey herkes tarafından sevilen bir isim değildi. Yerel halkın çoğu tarafından, sadece gelenekleri yıkan biri olarak değil, aynı zamanda, geçinmek için ormana ihtiyaç duyanların varlığını tehdit eden bir mütecaviz, bir cadı olarak da görülüyordu. Fossey, daha en baştan önceliklerini net biçimde ortaya koymuştu. Çobanları ve sürülerini parktan kovdu: Bu hayvanlar gorillerin sevdiği bitkileri eziyor ve onları, daha yukarılara, dayanamayacakları kadar soğuk bölgelere çıkmaya zorluyordu. Fossey, her yıl ceylan ve manda yakalamak amacıyla kurulan binlerce kapan ve tuzağı tahrip etti. Tuzaklar gorilleri öldürmüyordu belki ama yaraladığı ayaklar kangren oluyor, sonu ölümle biten enfeksiyonlara yol açıyordu. Fossey kaçak avcıları yakalayıp ısırgan otu dallarıyla dövüyor, kulübelerini ateşe veriyor, silahlarına el koyuyordu. Hatta bir defasında bir kaçak avcının çocuğunu rehin almıştı. Ama en etkili taktiği –ve geride bıraktığı mirasın en kalıcı olanı– yerli halktan insanları park alanında devriye gezmeleri için maaşa bağlaması ve Ruanda resmi makamlarını kaçak avcılığa karşı yasaları uygulamaya zorlamasıydı. Fossey kutuplaştırıcı bir kişilikti ama şempanze uzmanı Jane Goodall’ın bir zamanlar dediği gibi, “Dian olmasaydı, büyük bir olasılıkla bugün Ruanda’da dağ gorili kalmazdı.” 

Fossey’nin mezarındaki sade plakete bakarken, bu öncünün sıra dışılığından etkileniyorum: Ormanda geçen 18 yıl, fon almak için verilen destansı mücadele; akademik meşruluk, fiziksel sağlık ve duygusal bağlılık konusunda karşılaştığı zorluklar. Sevecen goril ailelerin genelde barış dolu evrenlerini dünyaya tanıtırken, kendi yaşamının öfke ve şüphe dolu olması ironikten de öte bir durum. Kendini hayat boyu Fossey “hayranı” diye niteleyen Vecellio, “Yalnızdı ve nefret edeni çoktu,” diyor. 

Fossey, kaçak avcılar tarafından bıçaklanarak öldürüldükten sonra kafası kesilen gümüş sırt Digit’in mezarından birkaç adım ötede yatıyor. 

İkircikli olarak da olsa bir Digit Fonu kuran Fossey, bu hayvanı ölümünden sonra bir bağış toplama kaynağına dönüştürmüştü. İz sürücülerin ve kaçak avcı yakalama ekiplerinin maaşlarını ödemek için paraya gereksinimi vardı. Ama ekoturizm yoluyla gelir elde etme fikrinden nefret ediyor ve goril turizmini –onun isteği dışında 1979’da Karisoke’ye turistler gelmeye başlamıştı– goril soyunun tükenmesine yol açan nedenlerden biri olarak görüyordu. Ancak çalışmalarını konferanslar ve makaleler yoluyla tanıtmadaki becerikliliği, gorillerin ünlenmesine hizmet etmişti. Ayrıca, gorilleri insanlara alıştırma yöntemini keşfeden de Fossey olmuştu ve bu olmaksızın turizm işi yapmak olanaksızdı. 

Ruanda, Fossey’ye hayattayken zor tahammül etmişti. Yetkililer vize başvurularını defalarca reddetmiş ve kaçak avcılığı engelleme çabalarında zorluk çıkarmışlardı. Ama ülke, onun ölümü ve ulusal parka gömülmesinin, “büyük sembolik anlamı olduğunun çabuk farkına vardı. Aciliyet duygusu ortaya çıktı ve gorillerin korunması için uluslararası destek gelmeye başladı,” diyor Vecellio. Geçen yıl parka 30 bin kişi geldi ve bir saati aşmamak kaydıyla goril gruplarını izlemek için, ülkenin turizmini yöneten Ruanda Gelişme Kurulu’na kişi başı 750 dolar ödedi. Bir süre önce bin 500 dolara yükselen giriş ücretinden elde edilen gelir, hayvanların güvenliği ve gözlenmesi için kullanılıyor ve devletin türü koruma çabalarını garanti altına alıyor. 

Ziyaretçi sayısının artması, gelir paylaşımı planı dâhilinde yerel halka daha çok para akışı anlamına da geliyor ve genişleyen dalgalar halinde iş olanakları yaratıyor. Turizm olanaklarının daha da artma olasılığı yüksek. Ruanda hükümeti, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ile işbirliği yaparak, Karisimbi Dağı’nın 4 bin 507 metre yükseklikteki zirvesine bir iklim araştırma merkezi kurmayı düşünüyor. Bilim insanları yukarıdaki araç ve gereçlerine, turistler de krater tepesindeki halatlı iniş yerine bir teleferik yardımıyla hızla ulaşacaklar. Projenin goril doğal ortamını tahrip etmesinden endişe duyan korumacılık grupları, çevreye yapabileceği etkilerin önceden kapsamlı olarak araştırılması çağrısında bulunuyor.

Unutmadan Dian Fossey'in yaşamını anlatan bir de film bulunuyor. Filmin fragmanını seninle paylaşıyoruz: