Bilim ve Teknolojide Kadın Tarihi:
Benim STEM Hikayem: Alice Ball

Alice Augusta Ball, bilimi ve eşitliği seven, oldukça ön yargılı bir ortamda çalışmalarına devam eden, araştırmacı ruhlu bir bilim insanı. 24 Temmuz 1892'de Seattle, Washington'da dünyaya gelen bilim insanın annesi fotoğrafçı, babasıysa Colored Citizen gazetesinin editörüydü. 


Alice fotoğrafları tab etmek için kullanılan kimyasallara ilgi duymaya başlayınca ve lise eğitiminde bütün derslerden en yüksek notları alınca bilim okumak için Washington Üniversitesi'ne gider. Burada farmakoloji (ilaç bilimi) alanında eğitimini sürdürür.


22 yaşındayken yüksek öğrenim görmeye başlayan bilim insanı 1914 yılında "Journal of the Anerican Chemical Society" (Amerikan Kimya Topluluğu Dergisi) için "Eter Solüsyonundaki Benzoilleme" isimli on bir sayfalık bir makalenin yayınlanmasında rol oynar. Makalede ele aldığı pek çok nokta gelecekte bu alanda çalışacak bilim insanlarına yol gösterici olur.


Hem Berkeley'den, hem de Hawaii Üniversitesi'nden burs teklifi alan Alice, bu burslardan ikincisini seçer. 1915'te Hawaii Üniversitesi'nden yüksek lisans diploması alan ilk kadın Afro-Amerikalı olur. Hemen ardından bilim insanı üniversitenin ilk siyahi kadın kimya profesörü olarak kariyerine devam eder. Bilim insanı bu sıralar da yatıştırıcı bir bitki olan ava kökünün kimyasal yapısını konu alan tezi üzerine yoğunlaşır. Bu sıralarda tanıştığı Harry T. Hollmann, Hansen (cüzzam hastalığı) için daha etkili bir tedavi arıyordu. Alice ona yardım etmeye başlar ve şolmgra yağı adlı bir bileşenin özelliklerini araştırmaya koyulur. Hindistan ve Çin tıbbında şolmgra ağacının tohumundan çıkarılan yağ uzun zamandır cüzzam ve egzama gibi cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılıyordu. Maalesef yağ harici olarak uygulandığında çok etkili değildi; tadı da kimsenin onu içmeye yanaşmayacağı kadar kötüydü. Madde damara enjekte edildiğinde acı veriyordu, çünkü etken maddeleri (şolmgra asidi ve hidnokorpik asit) suda ve dolayısıyla insan vücudunda çözünmüyordu. Yağın nahoş yan etkileri, bu tedavi metodunun çekiciliğini de azaltıyordu. Ama kimya dehası Alice sorunu çözdü: Yağda bulunan yağlı asitlerin etil esterlerini izole ederek tedaviyi damardan uygulanabilir hale getirdi. Bu inanılmaz işi daha 23 yaşındayken başardı!


Ancak vardığı sonuçları yayımlayamadan, gaz maskesi kullanımının öğretildiği bir laboratuvar dersi sırasında yanlışlıkla klor gazını içine çekmesiyle rahatsızlanır. Tedavi olmak için Seattle'a döner ve birkaç ay ders vermeye devam ettikten sonra 31 Aralık 1916'da, 24 yaşındayken aramızdan ayrılır. Hansen hastalığı için geliştirdiği enjekte edilebilen tedavi Kalihi Hastanesi'nde 88 hastayı ve dünyanın dört bir yanında sayısız insanı kurtaracaktı!


Alice'in tedavi yöntemi otuz yıl boyunca, ta ki 1940larda sülfon ilaçlar icat edilene kadar cüzzamın birincil tedavisi olarak kalır. Ancak etil esterin izolasyonu işlemine bilim insanı Alice Ball'u onurlandırmak için onun adı verilmez; o dönemin Hawaii Üniversitesi Rektörü Arthur  Dean bilim insanının çalışmasını sahiplenir ve metoda onun adı koyulur: Dean metodu. Alice'in ölümünün ardından Arthur Dean tedavide kullanmak için enjekte edilebilir yağdan büyük miktarlarda üretmeye başlar, sonra bu terapi için bütün övgüleri kendisine mal eder. Ama Hawaii Üniversitesi eğitimcilerinden Kathryn Takara'ya göre metot tamamen Alice'e aitti. Aslında bütün araştırmayı o yapar. Yani kısacası Ball metodu, Dean'in metodu haline gelir. Ancak biliyoruz ki Alice Ball bizler için çok büyük bir ilham kaynağı. Bilim insanı çok genç olmasına rağmen bilim alanına sayısız çalışma bıraktı!